<

sigara bağımlılığı sigaranın zararları

15/5/2008 · Kategori: saglik

sigara bağımlılığı sigaranın zararları


Sigara içmek toplumsal bir sorundur. Son günlerde özellikle Batı ülkelerinde ve ülkemizde sigara bırakma kampanyaları düzenlenmekte ve sigara içmeyenlerin hakları korunmak istenmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sigara içmek, özellikle erkekler arasında yaygın bir alışkanlıktır. Yapılan bilimsel çalışmalar, sigaranın zararlarını ve hayatı kısalttığını göstermektedir.

Kalp krizi, kanser ve beyin damarlarının tıkanması dünyada ilk üç ölüm nedenini oluşturmaktadır. Kalp krizi geçirilmesinde sigara, yüksek tansiyondan daha fazla rol oynayan bir risk faktörüdür.

√ Sigaranın kalp, damar ve diğer sistemlere etkisi (zararları):
• Sigara, sempatik sinir sistemini aktive eder. Sağlıklı kişilerde bu etki kalp hızının, kan basıncının (tansiyon), kalp atım hacminin ve kalp damarlarında kan akımının artmasına neden olur.
• Bu kişilerde; ciltteki damarlar kasılır, vücut ısısı artar, toplardamarlar genişler, kan akımı artar, kan dolaşımındaki yağ asitleri ve şeker yükselir.
• Sigara içen kadınların hormon düzeyleri düşüktür. Daha erken menapoza girerler.
• Sigaranın kalp kası hücrelerini bozduğu gösterilmiştir. Kalp kası hücreleri öldüğünden, giderek kalp yetmezliği ortaya çıkar.
• Sigara kanın pıhtılaşmasını da etkiler. Sigara içenlerin kanı daha kolay pıhtılaşır. Çabuk pıhtılaşma damar tıkanmasını hızlandırır.
• Sigara kalpte ritm bozukluğuna (düzensiz kalp atışları) neden olur.
• Sigara yüksek tansiyona zemin hazırlar.

√ Sigara bağımlılığı nedir?
Sigara bağımlılığına yol açan, içindeki nikotindir. Nikotin, bazı sinir reseptörlerine bağlanır. Kolayca kan-beyin bariyerini aşar, beynin her bölgesini etkiler. Düşük dozda nikotin beyin hücrelerini uyarır, yüksek dozda ise bloke edici etki gösterir. Nikotinin uyarısı ile sempatik sinir sistemi harekete geçer. Kalp hızı ve kan basıncı yükselir. Aşırı nikotin alındığında ise tansiyon düşer ve kalp hızı azalır. Sigara içmeye yeni başlayanlarda kalp hızının arttığı ve tansiyonun yükseldiği hemen görülür. Ayrıca bu kişiler sigara içerken genellikle bulantı, kusma, başdönmesi ve kızarma oluşur. Bağımlılık başlayınca doz artar. Bir iki sigara bazen üç dört pakete çıkar, yani tolerans gelişir ve akut etkiler kaybolur. Sigarada nikotin dışında insan sağlığına zararlı dört binden fazla madde de bulunur.

Sigara içen kişilerde koroner kalp hastalığı ve damar hastalıklarının gelişme riski, sigara içmeyenlere göre belirgin derecede yüksektir. Ayrıca beyin kanamasına bağlı felç ve felç sonrası ölüm tehlikesi sigara içenlerde belirgin derecede yüksektir.

√ Aşağıdaki belirtilerden biri ya da birkaçı birarada bulunduğunda nikotin bağımlılığından söz edilebilir:
• Sigara içme isteğini durduramama,
• Sigarayı kesememe ve azaltamama,
• Sigarayı kesince fiziksel belirtilerin ortaya çıkması (sigara içme isteği, gerginlik, sinirlilik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, başağrısı, başdönmesi, hazımsızlık gibi).
• Bir günde içilen sigara sayısının giderek artması,
• Kalp hastalığı ve astım gibi önemli bir bedensel hastalığa rağmen sigarayı bırakamama.

√ Sigaranın davranış üzerine etkisi
Tiryakiler, içilen sigaranın sıkıntıları azalttığını, daha rahat konsantre olmayı sağladığını söylerler. Aslında, söylenen doğrudur. Şöyle ki, nikotin hızla bağımlılık yapan bir maddedir. Dolayısıyla, sigara bağımlılığı olan kişiler sigara içmedikleri dönemde nikotin yoksunluğu belirtileri gösterirler. Bahsedilen sıkıntı ve gerginlik hali, konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk ve depresyon aslında nikotin yoksunluğudur. Bu kişilerde çekilen beyin grafileri beyin aktivitesinin senkronizasyonunda bozulma olduğunu göstermektedir.

Sigaranın kesildiği ilk günlerde yoğun olarak hissedilen ve zaman içinde azalan nikotin yoksunluğu belirtileri kontrol altına alındığında sigara bağımlılığından kurtulmak kolaylaşır. Bu amaçla ilaç tedavilerinden, nikotin bantlarından ve bazı psikoterapik yöntemlerden yararlanılır. En iyi sonuç, ilaç tedavisi ile psikoterapi birlikte yürütüldüğünde alınır.


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

güzellik cilt bakımı estetik

15/5/2008 · Kategori: saglik

güzellik cilt bakımı estetik


Güzellik cilt bakımı doğal güzellik kavramları kişiden kişiye değişen bir kavramdır. Güzel olmak güzellik insanın kendisine güven duymasının esas temelidir. İnsan kendisine güven duymazsa birçok konuda başarılı olması da mümkün değildir. Günümüzde güzellik, şahane bir yüz, tüm hatları ve ölçüleri mükemmel bir vücut anlamına gelmez. Esas olan kişinin vücut canlılığını ve kafa gücünü ortaya koyup belirli ölçülerde yansıtış tarzıdır.

Güzellik başkalarına benzeme özentisi olamamalıdır. Tam tersi kendine özel, ışıltılı, sağlıklı ve canlı olabilmektir. Güzelliğine özen göstermek isteyen bir kişi hayatın farkında olup, teknolojiyi takip edip yaşamına hareketlilik getirmek zorundadır. Çünkü kusurları çabucak kapatacak geçici yöntemler yerine devamlı kusursuz ve güzel hissetmek ve güzellik için uzun vadeli kalıcı planlar yapılmalıdır. Güzellik başlı başına bir bilim dalı ve teknolojidir. Her şeyden önce ne tür bir cilt yapısına sahip olduğumuzu bilmemiz gerekir ki ona göre yapacağımız işlemleri kullanacağımız kremleri doğru seçip, doğru kullanabilelim. Cildimizin bakımı için kullanacağımız gerekli ürün ve malzemeler cildin türüne bağlıdır. Cildimizin türünü yapacağımız küçük ve basit işlemle kolayca anlayabiliriz. 1) Yüzünüzü temizleyip kurulayın, yüzünüzü örtecek büyüklükte bir kağıt mendilin tek katı ya da mendil büyüklüğünde pelür kağıdını yüzünüze kapatın. Parmak uçlarınızla yüzün her tarafında hafif baskı yaparak elinizi gezdirin. Kağıdı dikkatlice kaldırıp bakın, şayet kağıdın her tarafında yağ lekecikleri görünüyorsa cildiniz yağlı cilt, kağıdın belli yerlerinde özellikle alın, burun ve çeneye gelen bölgesinde lekeler göze çarpıyorsa, yanaklar ve şakaklar da iz yoksa cildiniz karma cilt, kağıdın hiç bir yerinde leke izine rastlamıyorsanız cildiniz kuru demektir. 2) Cildinizin hassasiyetini görebilmek için; bir çay kaşığının sapı ile ya da ona benzer sert bir cisimle alnınızın ortasına hafifçe bastırarak artı (+) işareti çizer gibi yapın. Şayet çizilen yerde hiç kızarma olmadı ise cildiniz normal cilt, hafifçe bir kızarma olduysa ama hemen geçti ise cildiniz az hassas, kızarıklık bir müddet devam etmişse cildiniz çok hassas demektir. 3) Cildin nem oranını anlamak için de; çenenizin yan tarafından işaret parmağınızın tersi ile yanağınızı yukarı doğru itiyormuş gibi yapın, şayet yanağınızda tek bir çizgi oluşuyorsa nemi az, birkaç çizgi oluşuyorsa nemi çok az, eğer hiçbir şey oluşmuyorsa cildin nemli normal demektir. 4) Cildin elastikiyetini yani gevşek olup olmadığını anlamak için; gözün altındaki ince deri tabakasını dikkatlice çimdikler gibi yaparak yukarı doğru çekip bırakın. Deri yavaşça eski durumuna geldi ise elastikiyeti iyi sayılır, deri hemen eski durumuna geldi ise elastikiyeti çok iyi ve deri bir müddet sonra eski durumuna geldi ise cildiniz çok gevşek demektir. Bu durumun yaşla da ilgisi vardır. Yaşınız 35in altında ve testte cildiniz yavaş yavaş eski haline geliyorsa hemen önlem almanız lazım, çünkü cilt elastikiyetini kaybetmek üzere görünüyor demektir. Şimdi kısaca tekrarlamak gerekirse yağlı ciltlerin görünümü koyu renkte ve daima parlak görünür, cilt kalın ve kabadır, gözenekler açıktır, çoğu zaman siyah nokta ve sivilceler oluşur, akne olayına sıkça rastlanır. Kuru cildin dokusu genellikle düzgündür, ama hep gergin durur, özellikle banyo sonrası pul pul olur ve kızarma, yanma hissi vardır, genç yaşlarda bile kırışmalar oluşabilir. Karma cilt yağlı ile kuru arasında kalan bir cilttir. Alın, burun ve çene bölgesi yağlıdır. Yanaklar ve göz çevresi kurudur. Dengeli normal cilt, bu tür ciltte yağ, nem, asit oranı dengelidir. Bu az bulunan cildin dokusu düzgündür, gözenekler hiç belli olmaz, pürüzsüzdür

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

akne sivilce güzellik cilt bakımı

15/5/2008 · Kategori: saglik

akne sivilce güzellik cilt bakımı


Özellikle erkek çocuklarını etkileyen sivilce (akne),birkaç sene sonra kendiliğinden geriler. Akneden yetişkinler nadir olarak şikayetçidir. Genelde, aknenin birkaç yıl sonra gerileyip tamamen kaybolacağını bilmek, gençleri teselliye yetmiyor. Bunu gidermek için her yola başvurabiliyorlar.

Akne oluşumunun ilk sıradaki sebebi cildin yağlı oluşudur.

Normalden daha fazla yağ salgılayan cilt, havayla temas edince, oksitlenmeye maruz kalır ve ciltteki gözenekler (porlar) tıkanır. Tıkanma sonucu ağzı kapanan porların içinde yağ birikimi oluşur ve sonra da iltihaplanır. İşte ilk etapta siyah nokta, daha sonra kırmızı sivilce diye adlandırdığımız aknenin oluşumu bu şekildedir. Sivilceye Karşı Ne Yapmalı
Cildi temizlemek, temizlenmiş porların yeniden sıkışmasını sağlamak, cildi siyah noktalardan arındırmak cilde sağlık kazandıracaktır. Fakat uzun vadeli bir sonucu yoktur. Çünkü kirliliğe bağlı aknefer düzelirse de ergenliğe bağlı olanlara etkileri olmaz. Aknenin sebebini, cildin yüzeyinde değil, organizmanın çok daha derinlerinde aramak gerekir.

Yağ bezleri tarafından salgılanan sebum, porlar sayesinde dışarı atılır. Sebum salgılanması önemli boyutlara ulaşınca, cilt porlamaya başlar. İşte "yağlı cilt" dediğimiz cilt tipi budur. Ergenlik çağına geçişle birlikte, erkeklik hormonunun fazla çalışması, sebum salgılamasında artışa sebep olur. Yetişkinlerde ise akne oluşması, cildin bu hormona hassasiyeti yüzündendir.

Akneden şikayetçi kişiler de, cildin yağlı olmasının yanı sıra, porlar da saydam hücrelerle tıkalı durumdadır. İlk başta gözle görülmeyen bu tıkanıklık, kendiliğinden kaybolabilir veya tam tersine zamanla siyah noktaya veya içi beyaz cerahatli sivilceye dönüşebilir.

Por (gözenek) tamamen tıkandığında, sebum deri altında beyaz bir renk olarak birikir ve bu birikme deri üstünde görülür. İşte iltihaplı sivilce dediğimiz beyaz noktalar, yani "mikrokist"ler bunlardır.

Saydam hücrelerin üst üste yığılıp sebumla karışması, porların genişlemesine sebep olur. Genişlemiş porun havayla temas edip oksitlenmesinden siyah noktalar oluşur. Akneciklerde durum bu kadarla da kalmaz. Dışarı çıkamayan sebum yüzünden, yağ bezleri çatlar ve sebum derinin içine yayılır. Organizmanın buna tepki verip iltihaplanmasıyla, kırmızı renkli sivilceler oluşur.

Sivilceleri sorun edip siyah noktaları sıkarak yok olmalarını sağlayarak kurtulmayı düşünenler çok yanlış ve kaçınılması gereken yol izliyorlar. Çünkü bu şekilde yağ bezini çatlatma ve iltihaplanmayı çok daha önemli boyutlara taşıma tehlikesi vardır. Aynı şey kırmızı sivilceler için de geçerlidir. Sivilcelerden boşalan çukurlar pek çok insanın yüzünde ömür boyu kalacak izler bırakabilir.

Eczanelerde ve kozmetik mağazalarda satılan akne ilaçları, bakterileri yok etmek, onlarla savaşmak ve var olan aknenin ağırlaşmasını önlemek için kullanılır. Yalnız bu ilaçlar, cildi tahriş etmemelidir.

Cildi yağlı olanların fazla güneşte kalmamaları gerekir ve güneş yağı kullanmaları da mahzurludur.Stres, gerginlik, uykusuzluk ve sigara kullanımı akneyi azdıran unsurlardır. Akneiklere en iyi gelecek tedavi, cildi dinlendirmekle başlar. Oksijeni bololan yerlerde bulunmak, düzenli uyku alışkanlığına sahip olmak da akneyi yenmede önemlidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

çocuk felci aşısı polio

15/5/2008 · Kategori: saglik

çocuk felci aşısı polio


Çocuk Felci Aşısı (TOPV - polio)
Çocuk felci, "poliovirus" adı verilen mikroorganizmanın neden olduğu önemli bir hastalıktır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi bir toplum sağlığı sorunudur. Basit bir gripal infeksiyon gibi ilk belirtilerini veren hastalık, bir hafta içinde ortaya çıkan, bacaklardan başlayıp yukarı doğru ilerleyen felç tablosuyla dramatik bir hal alır.

Kaslardaki güçsüzlük, solunum adalelerini de içine alırsa, destek sağlanmadığı taktirde ölüme neden olabilir. Felç gelişen olgularda ölüm sıklığı % 5 -10, sakat kalma oranıysa %40 kadardır. Hastalığın herhangi bir tedavisi olmadığı için aşıyla korunma çok çok önemlidir.

İlk çocuk felci salgını 1887 yılında Stockholm'de tanımlanmıştır. 1950'li yıllara dek denenen çeşitli aşılama yöntemleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1954 yılında Salk ölü çocuk felci aşısını (IPV), 1957'de Sabin canlı-zayıflatılmış-ağızdan uygulanan çocuk felci aşısını (TOPV) geliştirmiştir. Bu gün hala bu iki araştırıcının aşıları yaygın olarak kullanılmaktadır. Canlı polio (çocuk felci) aşısının kullanımı kolaydır. Ağızdan iki damla verilerek uygulanır. Uygulama sonrasında emzirmenin bir zararı olmamakla birlikte, aşının çıkarılması olasılığına karşı bebek yakından izlenmelidir. Kusulursa aşı tekrarlanmalıdır. Ölü aşı ise iğneyle adale içine verildiği için uygulanması daha zordur. Ancak yan etki sıklığı çok daha azdır.

Ağızdan verilen çocuk felci aşısının (oral polio) toplumsal bağışıklığın sağlanmasında özel bir rolü vardır. Zayıflatılmış aşı virusu dışkıyla atıldığı için özellikle kampanyalar aracılığıyla tüm ülkeye yayılır, virusla temas eden aşılanmamış çocuklar da dolaylı olarak bağışıklık kazanırlar. Ülkemizde canlı aşı, kullanım kolaylığı yanında bu nedenle de tercih edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise ölü aşı ön planda yer almaktadır.


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!